Temmuz 2016
Berlin
Fazlasıyla Türk’e rastlayacağınız, her yerde karşınıza çıkacak olan döner, ayran, patates üçlüsüyle ucuz ve pratik yoldan karnınızı doyurup gezinize devam edebileceğiniz, eski ama havalı şehir Berlin…
Avrupa turumun bir parçası olan Berlin’i, aslına bakarsanız “Berlin’e gittim” diyebilecek kadar gezmedim. Diğer şehirlerde gez gez yorgun düşen bedenim, Berlin’i bir bakıma dinlenme noktası olarak kullandı diyebilirim.
Kısaca Alex olarak anılan, insanların buluşma yeri haline gelmiş, Berlin’in, hatta Almanya’nın en büyük meydanı Alexanderplatz‘dayız. Pek çok alışveriş merkezi ve cafe restaurantın bulunduğu meydanda, ilgi çeken yapıların başında Weltzeituhr – Dünya Saati yer alıyor. İlginç bir tasarımı olan saat, meydanın hemen farkedebileceğiniz bir noktasında konumlanmış olarak sizleri karşılıyor.

Berlin’de vaktimizin çoğunu bu meydanda geçirmiş olsak da, bir süreliğine buradan ayrılıp gezmeye başlıyoruz. En çok merak ettiğim yapılardan olan meşhur Brandenburger Tor – Brandenburg Kapısı’nı görmeye gidiyoruz ilk olarak.
Yaklaştıkça artan kalabalık, ellerde sallanan renkli bayraklar ve fazlasıyla tuhaf kıyafetleriyle dikkat çeken insanları görünce bir anda LGBT onur yürüyüşünün ortasına düştüğümüzü fark ediyoruz. Bir amcamızın, poposunu tamamen açıkta bırakan jeani ile yarattığı görüntü kirliliği dışında kimsenin kimseye bir zararı yok aslında. Kimsenin kimseye zararı olmadığı sürece #loveislove. 🌈 Breakdance gösterisi yapan gençler de ortama ayrı bir hareket katıyorlar o saatlerde.
Kalabalıktan dolayı fazla yakınına gidemesek de, 1700’lü yıllarda kullanıma açılmış ve Almanya’nın yeniden birleşmesinin de önemli sembollerinden biri olan kapı, gerek dev sütunları, gerekse üzerindeki atlı heykelleri ile hayranlık uyandırıcı bir mimari yapı örneği.

Berlin’e gelene kadar bu şehirden nehir geçtiğini bilmezdim. Spree Nehri kenarında kalan Berliner Dom – Berlin Katedrali, şehrin görkemli yapılarından başka bir tanesi. Katedrali içeriden de görmek isterseniz, eski yüzyıllara ait pek çok eseri inceleme sansına sahip olabilir ve dilerseniz çatısına çıkıp Berlin’i tepeden izleme imkanı da bulabilirsiniz.


Görülmeye değer bir diğer yer ise Rotes Rathaus – Belediye binası. Doğu ve Batı Berlin ayrımında Batı Berlin’de inşa edilen gösterişli kırmızı bir bina. Asıl olarak siyasal öneme sahip olsa da, benim gibi mimari eser sevenlerin ilgisini fazlasıyla çekebilecek tarzda bir yapıya sahip aynı zamanda.

Burayı da gördükten sonra kısa Berlin gezimizi bitirmiş oluyoruz aslında. Meydana geri dönüyor, meydanda Türk restaurantı işleten bir abimize denk geliyor ve biraz muhabbet ediyoruz. Başlarda muhabbeti eğlenceli gelse de, bizimle diyaloğunu sürdürürken aynı zamanda dükkana müşteri çekebilmek için şekilden şekile girip, tuhaf hareketler yapmaya başlayan abimiz, müşterileri çekmektense bir bakıma kaçırıyor.
Akıl sağlığının pek de yerinde olmadığını düşündüğüm Türk abimizin yanından ayrılıp kafamızı dinleyebileceğimiz Berliner Fernsehturm – TV kulesi manzaralı bir parka geçip vakit geçiriyoruz. 368m uzunluğunda ince zarif görüntüsüyle Berlin’in en beğendiğim sembollerinden biri olan TV kulesine, isterseniz belli bir ücret karşılığı çıkıp şehri 360 derece izleme imkanı da bulabilirsiniz.

Ve son olarak, Berlin’de en çok dikkatimi çeken şeylerden bir diğeri de Ampelmännchen. Alman yeniden birleşmesi öncesi Doğu Berlin’de trafikte yaya ışıklarında kullanılan sembolik bir figür. Gezerken sıkça rastlayacağınız, alışık olmadığınız bu yaya figüründen yapılmış eşyaların satıldığı bir dükkan bile var şehirde.

Sıradaki durak, Berlin’den yaklaşık 4 saat uzaklıktaki, güzeller güzeli tarihi şehir: Prag! 💚