Temmuz 2016
Barselona
Güneyinde ve doğusunda Akdeniz, kuzeyinde Atlantik ile çevrili bir yarımada ülkesi İspanya…
Akdeniz’in en görülesi şehirlerinden biri olan Barselona’dayız. Barselona, İspanya‘nın özerk bölgelerinden biri olan Katalonya’nın başkenti ve ülkenin de ikinci büyük şehri.
Barselona’yı Barselona yapan, şüphesiz Antoni Gaudi. Sagrada Familia Katedrali, Park Güell ve Casa Mila şehrin sembolü olmuş yapılarından.
Bizim de ilk durağımız Sagrada Familia oluyor. Gotik mimarinin en güzel örneklerinden. Yapımına 1882 yılında başlanıyor ve eserin yapımı hala tamamlanabilmiş değil! Söylenilenlere göre Gaudi, yıllarca çalıştıktan sonra eserinin uzaktan görünümüne bakmak için yolun karşısına geçiyor ve o sırada bir kaza geçirerek yaşamını yitiriyor ve nasıl tamamlanacağı bir türlü çözülemediğinden de o günden beri eser tamamlanamıyor. Ve bir rivayet de katedralin yapımı tamamlandığında kıyametin kopacağı yönünde.
Bu katedralin önünde de ünlü pek çok yapıda olduğu gibi giriş için upuzun kuyruklar oluşuyor. Giriş ücreti 15 – 20 Euro gibi bir şey.

Düşüyoruz Barselona sokaklarını keşfetmeye. Barselona’da geçirdiğim 2 günü bu kez diğer yerlerden farklı olarak mimari eserleri görmekten çok sokaklarını, kültürünü, yemeklerini görmeye ayırıyorum. Barselona’ya dair aklımda kalan en net şey yollardan sürekli karşıdan karşıya geçmeye çalıştığım… Şehrin meşhur kuş bakışı görünümünü bilenler bilir; ne kadar sistemli bir yapılaşma içinde olduğunu. Her taraf ama her taraf trafik ışıkları ve kesişen yollardan oluşuyor. Genel anlamda sakin ve yaşanabilir bir yer olsa da bu durum beni boğmadı değil.

Tortilla de patata adındaki patatesli omletin meşhur olduğunu duyarak bu tarz yiyeceklerin satıldığı fırın pastahane tarzı güzel bir yere giriyoruz. Farklı tatlara alışık olmadığımdan nasıl bir şeydir kestiremiyorum ve önce arkadaşların aldığı sandviçlerin tadına bakıyorum. E bu güzel bir şeymiş diyerek ben de bir tane söylüyorum sonra. Buraya gelirseniz Sangria’nın tadına da bakmadan gitmeyin demişlerdi. Biz de bir barda içmektense, fakirliğimizden gidip marketten 1,5 litrelik olanlarından alıyoruz. Ama hiç beğenmiyorum ve atmak zorunda kalıyorum koca şişeyi. Özür dilerim Sangria. 🙁

Buradan kalkınca Sant Pau Recinte Modernista adında, hastane olarak kullanılan mimari yapıyı görmeye gidiyoruz. Burası pek de ünlü bir yer değil ama civarda görülebilecek yerlerden biri olduğunu öğrenip, bakmadan geçmeyelim diyoruz.

Barselona’daki ilk günü bitirmiş oluyoruz. Ertesi gün için plan, meşhur Camp Nou.
Barselona’nın dünyaca ünlü futbol takımı F.C Barcelona’nın stadyumu, Camp Nou’dayız. Stadyuma giriş 20 Euro. Her türlü taraftar ürünü bulabileceğiniz dev Barcelona Store da hemen stadyum yanında bulunuyor. Store dışında vakit geçirebileceğiniz bir de cafe mevcut.


Sonra geçiyoruz palmiye ağaçlarının, özel yatların, restaurantların bulunduğu Akdeniz’in en büyük limanlarından Port Vell’e.
Bir ara köprülerin birinde arkadaşlarla oturmuş laflarken büyük bir kalabalığın aceleyle köprüyü terk ettiğini fark ediyoruz. N’oluyo diye anlamaya çalışırken bir görevli gelip bizi de oturduğumuz yerden kaldırıyor. Meğer tekne geçişi için köprü açılacakmış. Bu ufak seramoniyi pek çok meraklı turistle birlikte biz de izliyoruz.

