Temmuz 2016
Vatikan
Muhteşem bahçeleri, müzeleri ve hayran olunası eserleri ile sanata ve estetiğe doyacağınız, dünyanın en küçük ülkesi Vatikan…
Vatikan, Roma sınırları içinde, aşağı yukarı 1000 kişilik nüfusuyla ufacık bir şehir devleti. Ama aslında bu ufacık yer, aynı zamanda Katolik mezhebinin yönetim merkezi ve dünyanın da en zengin ülkelerinden biri.
Ülke, her ne kadar İtalya sınırları içinde bulunsa da İtalyan ordusu tarafından değil; dünyanın en eski ordusu olarak bilinen İsviçre askerleri tarafından muhafaza ediliyor ve dini lider Papa tarafından yönetiliyor. Yani anlayacağınız üzere, ülke buram buram “din” kokuyor. Şimdiye kadar gezdiğim ülkelerde ziyaret ettiğim sayısız kilise dolayısıyla çok fazla Hristiyanlığa mahsus heykel, kitap, figür vs. dini sembollere rastlamıştım, ama burası işin Nirvana boyutu!
Bu ülkede, iliklerinize kadar Hristiyanlığı hissedecek; bunun yanında mimariye, sanata ve estetiğe doyacaksınız…

Dün Roma‘yı gezmiştik, bugün ise bir tam günümüzü Vatikan’a ayırıyoruz. Zaten günübirlik gelip görebileceğiniz bir yer Vatikan. Erken saatlerde kalkıp gelirseniz, akşama kadar rahat rahat her köşesini gezebilirsiniz.
Güzel bir haber! Vatikan’a gelmek için vize almanıza da gerek yok!!!
Amaaa sizi Vatikan’a direkt götürecek başka hiçbir yol da yok; önce Roma’ya gelmelisiniz ki Vatikan’ı da görebilesiniz. Yani sembolik bir şey, üzgünüm. :))
Roma’dan metroya binip ‘Musei Vaticani’ durağında iniyoruz. Müzeye varana kadar, sokak aralarında hediyelik eşya tezgahları açmış seyyar satıcılara rastlıyor, Seç Beğen Al – Ne Alırsan 1 Euro şeklinde satış yapan satıcılardan çok güzel hediyelik eşyalar buluyoruz.
Ayrıca, Vatikan sokakları o kadar düzenli ki, düzen manyağı biri olarak bayılıyorum burayı gezmeye. Tarih kokan binaların, evlerin sokaklarda dizilişi, binaların altında tatlı mı tatlı dekore edilmiş cafeleri ile içime huzur veriyor adeta.

Öncelikle, Vatikan’da gezilecek başlıca üç dört yer var; Vatikan müzeleri ve bahçeleri, Aziz Petrus Meydanı ve Aziz Petrus Bazilikası.
Aklınızda bulunsun, gezmeye müzeler tarafından başlarsanız, sonunda yollar sizi meydana çıkaracaktır. Yani bir sıra halinde gezip hem zamandan tasarruf yaparsınız, hem de daha az yorulmuş olursunuz. 😉
Biz de gezmeye müzelerden başlıyoruz. Tabi başlayabilmeniz için önce, sonu görünmeyen bir kuyruğa girmeniz gerekiyor. Önceden online bilet alırsanız, bu kuyruğu beklemek zorunda kalmazsınız ama biz sefil turistler olarak kuyrukta yerimizi alıyoruz. Bitmek tükenmek bilmeyen kuyruğun sonuna ulaştığımızda gezecek halimiz kalmasa da 8 Euro gibi bir fiyat karşılığı kapıdan geçerek devasa müzeyi gezmeye başlıyoruz.
Musei Vaticani yani Vatikan Müzeleri, aslında hepsi aynı alanda toplanmış müzelerden oluşan çok geniş bir kompleks. Girişten avluya doğru baktığımızda masallardaki güzellikte bir bahçe karşılıyor bizi. Tek kelimeyle, muhteşem!

Bundan sonra elimizdeki broşürlerden de faydalanarak içeri girip sonu olmayan müzeyi gezmeye başlıyoruz.
İlk olarak Pinacoteca adlı resim galerisindeyiz. Mitolojik yüzlerce tablo var burada. Her biri farklı bir şeyi anlatıyor. Durup dikkatli incelemeye kalksanız günlerinizi alabilir.


Galeri çıkışından bahçeye geçiyoruz. Hava aşırı sıcak olduğundan bahçeyi şöyle bir gezdikten sonra, heykellerin olduğu başka bir kısma giriş yapıyoruz.





Ardından papa seçimlerinin yapıldığı Cappella Sistina (Sistina Şapeli)’dayız. Tavanında meşhur, Yaratılış Tablosu. Aslında tablo da denemez bunlara; duvarlar, tavanlar tamamen bu tarz fresklerle kaplı. İnanılmaz!
Burada fotoğraf çekmenize izin verilmiyor ama çok isterseniz gizli gizli de çekebilirsiniz, tamamen size kalmış. Ben o anın görkemine kapılıp fotoğrafı falan umursamıyorum. Buna benzer, tavanı işlemeler ve fresklerle kaplı uzun bir koridor da var müze içinde, orası da inanılmaz etkileyici. Tavanları incelemekten önümüzü göremiyoruz.
Abartısız o kadar etkilendim ki, bu fresklerin duvar kağıdı olarak satılanını bulursam, alıp odamın bir kısmını bunlarla kaplayacağım.


Mahşer yerini andıran müze koridorlarından çıkışta hediyelik eşya dükkanları mevcut ama buralar birazcık tuzlu. Ben koleksiyonum eksik kalmasın diye 5 Euro’ya Yaratılış tablosunun bir magnetini alıyorum sadece. Sonra da fotoğraflardan görmeye alışık olabileceğiniz şu meşhur sarmal merdivenlerden inerek müzeler turumuzu tamamlıyoruz.

Piazza di San Pietro (Aziz Petrus Meydanı)’dayız. Dünyanın en meşhur meydanlarından biri burası. Vatikan denince akla gelen ilk yerlerden. Meydanın etrafı sütunlarla çevrili ve tam ortasında 4000 (dört bin!) yıllık olduğu söylenen bir dikilitaş mevcut. Burası epey kalabalık bir meydan. Ancak Çarşamba ve Pazar günleri papanın halkı selamlaması ve vaaz sebebiyle ekstra bir kalabalık oluyormuş. Bu kültüre daha da yakından şahit olmak isterseniz bu günler buraya gelmeyi de tercih edebilirsiniz, ancak pazarları müze kapalı haberiniz olsun.


Katolik inancının merkezi olan, dünyanın en büyük kiliselerinden Basilica di San Pietro (Aziz Petrus Bazilikası)’ya girebilmek için meydanda uzun bir kuyruk var. Güneş altında kuyrukta beklemek işkence olsa da buraya bunun için geldik, el mahkum, bekliyoruz. Kiliseye giriş ücretsiz, ancak bazilikanın dev kubbesine çıkıp fotoğraflarda gördüğünüz o muhteşem Vatikan manzarasını izlemek için bir ücret ödemeniz ve yaklaşık 600 basamak çıkmanız gerekiyor. Basamakların bir kısmını yine ek bir ücretle asansörle de çıkabiliyorsunuz. Ben bunca zahmete katlanamayarak çıkmıyorum.

Ufak bir hatırlatma! Vatikan’a, özellikle bu bazilikanın içine, çok açık kıyafetlerle girmenize müsaade edilmiyor. Askılı bluzler, şortlar, mini eteklerle gelirseniz, gezerken üzerinizi örtecek bir şal bulundurun yanınızda. Neticede dini bir yer burası, biraz saygııı.
Bazilikanın içi ise, muhteşem! Çok çok önemli bir eser mevcut burada. Michelangelo’nun baş yapıtı sayılan Pieta. Beyaz mermer bloktan yontularak yapılmış eserde, Meryem Ana’nın kollarında Hz. İsa’nın çarmıhtan indirilmiş bedeni tasvir edilmiş. Heykel zamanında saldırıya uğrayıp zarar gördüğü için, şimdi ziyaretçilere biraz uzak bir alanda, cam bir bölmede sergileniyor.


Bazilikayı da gezdikten sonra Vatikan turumuzu bitirmiş oluyoruz ve meydandan şehre doğru yol alıyoruz.
Ha, son olarak, o kadar gezdik ve deli gibi acıkıyoruz tabi. Ve bir yerde oturup, bir de meşhur makarnanızın tadına bakalım diyerek makarna sipariş ediyoruz. Ama yine FAIL! İngilizce bilmeyen garsonlarla pek anlaşamadığımdan, ağız tadıma hiç de uymayan bir makarna geliyor önüme. Kendimi yemeye zorlasam da yiyemiyorum. Anlayacağınız, İtalya’da yemek konusunda şansım pek yaver gitmiyor.
Neredeyse akşam olmuş oluyor zaten. 2 günlük Roma maceramız böylelikle son buluyor.
Roma için yoğun bir plan yaparsanız 2 gün de yeterli olabilir ama zamanınız varsa, bu şehre en az 3 gün ayırın derim. Sevgiler.
