Temmuz 2016
Bratislava
Kuzeyinde Polonya, batısında Çek Cumhuriyeti ve Avusturya, doğusunda Ukrayna ve güneyinde Macaristan ile çevrilmiş, Türk nüfusunun çok az olduğu bir Orta Avrupa ülkesi; Slovakya…
Viyana’dan yola çıkarak, yaklaşık 80 km mesafedeki başkent Bratislava’ya 1 saatten az bir sürede varıyoruz. Öncelikle, burada gezip görülecek yerlerin başında Old Town bölgesi, bu bölgede bulunan Bratislava Kalesi, St. Michael Kapısı ve meşhur heykeller geliyor. Dilerseniz Old Town’dan çıkıp modern binaların bulunduğu yerleri de gezebilirsiniz ama ben 5-6 saatle sınırlı olan süremi Old Town bölgesini gezmeye ayırıyorum. Ayrıca Old Town’da araç girişine izin verilmiyor, bu yüzden rahaat rahat gezebilirsiniz.
Buraya gelecekseniz, topuklularınızı bir kenara bırakın çünkü Old Town, Arnavut kaldırımlı yollardan oluşan bir bölge. Bratislava’da gezilecek yerler genelde birbirlerine yakın olduğundan ulaşım aracı kullanmaya da pek gerek yok.

Bratislava’da görmeyi en çok istediğim şey, meşhur Cumil heykeliydi. Her baktığımda çok sempatik bulduğum heykel, o kadar merkezi bir yerde bulunuyor ki, gittiğinizde görmemeniz mümkün değil.

Bratislava sokakları akşamları epey sessiz ve sokaklarda pek insan göremiyorsunuz. Ancak, barların ve restaurantların olduğu turistik yerler oldukça hareketli.
Kalabalıktan biraz uzaklaşıp, görmeden gitmek olmaz diyerek akşamın karanlığında şehrin en görkemli yapılarından olan Bratislava Kalesi’ne ulaşmak için yol alıyoruz. Tavsiyem kaleye gündüz çıkın! Çünkü gece fazlasıyla ıssız olan yolları ile ürkütücü oluyor. Ayrıca kaleye ulaşmak için epey tırmanmak gerekiyor.

Kale, Tuna nehrinin hemen yanında bulunuyor. Denizi bulunmayan ülkede, Tuna nehri de olmasa nefes alınmaz herhalde.
Nehir üzerinde iki yakayı birbirine bağlayan çok sayıda köprü mevcut. Bunlardan en meşhuru Nový Most – Ufo Köprüsü. Köprünün seyir terasına çıkıp dileyenler bir miktar Euro karşılığında şehir manzarasını izleyebiliyor. Ben ise kaleye çıkıp bedava izlemeyi tercih edenlerdenim. Hem de daha tepeden. ?

Ayrıca şunu belirteyim ki akşamları serin bir havası var Bratislava’nın. Özellikle kaleye çıktığınızda üşümemek için yanınızda ekstra bir üst bulundurmakta fayda var.
Kaleden inerken her zamanki gibi yolları karıştırıp kayboluyoruz. Barlar sokağı tarzında ufak bir yere giriyoruz. Genellikle herkesin dışarıda olduğu, ayakta ya da merdivenlerin üzerinde gençlerin sohbet edip bir yandan biralarını yudumladıkları güzel tatlı bir sokak. Biz buralara çok takılamıyoruz çünkü karnımızın artık acıktığını farkediyoruz ve yol üstünde dilim pizza satan bir yere denk geliyoruz. Restaurant vs. aramakla da uğraşmayıp sadece 2 Euro’ya birer tane dev pizza dilimleri alıyoruz. Yalnıız özellikle karanlık çökünce, insanların az olduğu sevgili pizzacımızın bulunduğu bölgede, yerlerde kıpır kıpır kaçışan böcekleri görünce pizzalar hakkında pek hoş şeyler düşünemiyor olsam da, acayip lezzetliydiler ve oracıkta gömdük.
Karnımızı doyurduktan sonra, şehrin önemli sembollerinden St. Michael Kapısı’nın olduğu o hareketli yere geri dönüyoruz. Burada zeminde, 29 şehre uzaklığın yazılı olduğu sıfır noktası bulunuyor ve İstanbul da bu şehirlerden biri. Gecenin bir yarısı olmasına rağmen buralar hala çok hareketli. Mekanlar küçük, ama çılgınca eğlenen insanları görmek mümkün.

Son olarak, dışarıda otururken yanıma gelip tanışmak isteyen ve isminin Jan olduğunu öğrendiğim orta-ileri yaşlardaki genç delikanlıyı da anmadan geçmek istemiyorum. Büyük ihtimal alkolü fazla kaçırmış ve kendine eğlence arayan bu arkadaşa onu facebooktan ekleyeceğimi söylemiştim ama hala eklemedim. Sevgiler Jan.