ERASMUS+

Sicilya

 
Masmavi denizi, incecik kumsalları, sonbahara rağmen sıcacık havası ve çeşit çeşit kaktüsü barındıran doğasıyla Sicilya…
Böyle söyleyince de mükemmel gibi görünüyor değil mi? Ama aslında çok da göründüğü kadar masum bir izlenim bırakmadı burası bende. ☠

İlk olarak, “Sicilya tam olarak neredeydi?” diyenlere… Sicilya, Güney İtalya’da bulunan bir ada. Aynı zamanda Akdeniz’in de en büyük adası. Ve İtalya’nın özerk bölgelerinden biri. Kendine has, farklı bir havası var buranın. Sessiz, sakin… Güzel ama kasvetli…

Sicilya’nın kısa süreli bir tatil için inanılmaz huzurlu bir yer olabileceğini düşünsem de uzun süre kalınacak bir yer asla değil bana göre. Bunu dememde güzelliklerinin tadına pek varamamış ve hatta burada mini bir Survivor hayatı yaşamış olmamın da etkisi büyük tabi.

 

 
Öncelikle, turistik amaçla gittiğim diğer yerlerden farklı olarak buraya, bir ERASMUS+ KA1 gençlik değişim projesi ile Türkiye’yi temsil eden 6 gençten biri olarak geldim. Projemiz göçmen ve mültecileri konu alan 10 günlük bir projeydi. Gün sonunda ise ortaya proje konumuzu içeren bir kısa film çıkartmamız gerekiyordu…

11 Ekim sabahı, Türkiye katılımcısı arkadaşlarla havaalanında buluşup yola çıktık. Türkiye’den Katanya Havaalanı’na direkt uçuşlar mevcut. Ama bu türlüsü biraz tuzlu olduğundan, bizim masraflarımızı da projeyi organize eden kuruluş karşıladığı için doğal olarak daha ucuz olan yolu seçtiklerinden, Roma aktarmalı geçiyoruz Katanya’ya. Katanya Havaalanı’nda proje ekibinden bir arkadaş karşılıyor bizi. Araçla yaklaşık 1,5 saat daha yol gittikten sonra Marzamemi’ye varıyoruz. Konaklayacağımız kamp alanına varana kadar saati akşam etmiş olsak da, ilk varan ekip biz olmuş oluyoruz yine de.

Bizi, organizasyon ekibinden Rossana karşılıyor elindeki kamerasıyla. Rossana, aynı zamanda çekeceğimiz kısa filmin de yönetmeni olacak kişi. Ardından Franca, Andrea ve Francesca da geliyor. Franca, zamanında filmlerde, dizilerde oyunculuk yapmış, şimdilerde ise Roma’daki bir tiyatro okulunda hocalık yapan çılgın bir kadın. Bize de proje süresince tanışmaya, kaynaşmaya yönelik ice-breaker oyunlar oynatıp, bir yandan da oyunculuk performansları sergiletecek olan kişi. Andrea ve Francesca ise projeyi organize eden kuruluşta çalışan arkadaşlar.

Organizasyon ekibiyle tanışıp biraz sohbet ettikten sonra, eşyalarımızı yerleştirmek ve biraz da dinlenmek üzere bir süreliğine dağılıyoruz. Proje bilgilendirme formunda da denildiği üzere aslında hepimiz çadırlarda konaklayacağımızı sanıyorduk. Son anda yapılan değişiklikle, konaklamak için kamp alanındaki bungalov ve karavanları ayarladılar. Ben, bungalovda kalacaklardan biri olarak şanslıydım. Duş, tuvalet, mutfak her şey vardı. Karavanda kalacak bazı erkek arkadaşların imkanları ise biraz sınırlıydı, yatacak yerden başka bir şeyleri yoktu ve ortak duş ve tuvaleti kullanmaları gerekiyordu haliyle. Ama biz zaten çadırda kalmayı göze alarak geldiğimizden, bu durumdan şikayetçi olan pek kimse de olmadı. Kamp alanı dediğime de bakmayın. Burası atın, eşeğin, kedinin, köpeğin ve aşırı aşırısı sivrisineklerin barındığı büyük bir çiftlik aslında. İnsanların aileleriyle haftasonları tatil yapmak için geldikleri bir yer.

 

 

 

 
Kalacağımız yerleri gördükten, eşyalarımızı yerleştirdikten ve biraz da dinlendikten sonra yine ortak alanda toplanıyoruz. Rossana, akşam yemeği vakti gelene kadar bizi sahile götürüyor. Sahil zaten yürüme mesafesinde. Büyük bahçeli lüks evlerin oluşturduğu sokaklardan geçerek sahile varıyoruz. Hava henüz kararmadığından denizin güzelliğini de kaçırmamış oluyoruz. Sahilde deniz ve kum dışında çok ekstra bir şey yok. Biraz trajikomik bir durum ama gerçekten başka hiçbir şey yok, bizden başka insanlar bile! O derece sessiz sakin bir yer. Tabi artık sezonun kapanmış olmasının da etkisi büyük, ortalıkta in cin top oynuyor resmen.

Döndüğümüzde İspanyol ekip gelmiş oluyor. Onlarla tanışıyoruz. Franca da akşam yemeği için bir yandan bize İtalyan usulü makarnasından hazırlıyor. İlk gün yemek O’ndan. Diğer günler ise yemek tamamen bize ait olacak. Dırırırımmmm! Normalde projelerde katılımcılara yemek yaptırılmaz. Burdan da bir darbe yemiş oluyoruz. Ama tabi ki bilgi kitapçığında üstü kapalı da olsa konuya değindiklerinden kabul etmiş sayılıyoruz.

Franca’nın lezzetli makarnasını yerken bir yandan da sohbet edip birbirimizi tanımaya çalışıyoruz. Bu arada, İtalyanlar makarnayı biraz sert yapıyorlar; bizdeki gibi bol tereyağlı, löp löp kıvamda bir makarna anlayışları yok ve genelde hep sos kullanıyorlar. Ve ciddi anlamda ketçaptan nefret ediyorlar! Bir tanesi makarnaya ketçap koymaktansa ölmeyi tercih edeceğini söylüyor. E yok artık! 😀

Sabah olduğunda İtalyan ve İngiliz ekip de gelmiş oluyor. Tanışma faslından sonra aktivitelere başlamak üzere toplanıyoruz. Organizasyon ekibi bize kabaca projeden ve yapacaklarımızdan bahsediyor ve bundan sonraki her sabah ortak alanda toplanarak güne bu şekilde başlıyoruz.

 

 
Sabahları toplanıp bir önceki günü tartıştıktan ve o gün yapılacaklar konusunda aksiyon aldıktan sonra, kısa sabah egzersizleri, oyunlar ve danslarla devam ediyoruz. Franca, bizlerin oyunculuk yeteneklerini görmek adına kısa tiyatrolar oynatıyor. Aslında bizler kısa filmde rol almak için değil; bir takım olarak kısa filmi yönetmek için buradayız, ama yine de kaynaşmaya da katkısı olacağından beraber oyunlar da sergiliyoruz.

 

 

 

 
Öğleden sonraları ise genelde biraz daha senaryo oluşturmaya yönelik çalışmalar yapıyoruz. Bir etkinliğimizde, herkesten kendisiyle ilgili bir hikaye yazması isteniyor. Proje konumuz göçmenlik ve mültecilikle ilgili olunca, haliyle biz katılımcıların büyük bir çoğunluğu da göçmen ya da mülteci kişiler ya da öyle ailelerin çocukları. Yazıların büyük bir kısmı da bununla ilgili oluyor.

Özellikle, İngiltere’den gelen ama aslen Suriyeli olan arkadaşların mültecilik hikayeleri inanılmaz etkileyiciydi. Bu hikayeler, aynı zamanda çekilecek kısa filme de esin kaynağı olacaklardı.

 

 
Sonra, anlattığımız hikayelerden yola çıkarak her ülke, önce kendi ekibiyle sonra da diğerleriyle bir araya geliyor ve hikayeleri harmanlayarak senaryolaştırmaya çalışıyoruz.

 

 

 
Biz tüm bunları yaparken ilk 3 gün geçmiş oluyor. Artık herkes birbirini tanıyor, dolayısıyla oyun faslını bir kenara bırakarak işe ciddi anlamda koyulma vakti geliyor. Geçen günlerde yapılan çalışmalardan kabataslak bir senaryo oluşmuş oluyor zaten. Bir kısmımız kalıp senaryoyu geliştirmeye devam ediyoruz. Tasarımsal çalışmalara ihtiyaç olduğundan ben ve birkaç arkadaşım logo tasarım ve çizim çalışmaları yapmak için kamp alanında kalıyoruz, sonrasında da çekim için yer bakmaya gidiyoruz ve böylece tarihi birkaç yeri de görmüş oluyoruz.

 

 

 
Yapılan çalışmalar sonrası senaryo artık hazır! Hikayelerinden yola çıkılan 4 arkadaş aynı zamanda kısa filmin de aktörleri oluyor. Geri kalanlarımız ise kamera arkasında çalışacak film ekibini oluşturuyoruz. Ve bir sonraki gün, çekimlere başlıyoruz.

 

 
Bundan sonraki 4 gün çekim alanlarına gidilip sahneler çekiliyor. Ben bazı günler sete giderken, bazı günler de kamp alanında kalıp açık söylemek gerekirse kaytarıyorum. Sete gitmediğim zamanlar sahile kaçıp vakit geçiriyoruz arkadaşlarla. Sete gittiğim zamanlardaysa, çekimler eğlenceli geçmesine rağmen, sivrisinekler yüzünden tam bir işkenceye dönüşüyor. Zaten hani Survivor hayatı yaşadım dedim ya, bunu dememde büyük payı var bu lanet hayvanların. Çünkü kamp alanımız da dahil olmak üzere her yerdelerdi. Her yer, her yer, her yer! O kadar çok sinek tarafından ısırıldık ki bazılarımız alerji oldu. Bunlardan biri de tabi ki bendim!

 

 

 
Gündüzleri böyle çalışarak geçiyor. Boş olduğumuz öğle aralarında İtalyan kahvesi yapmayı öğreniyorum. O kadar ilginç bir cezvesi var ki nasıl kullanıldığını tek başına çözmek kolay değil. Aslında Türkiye’de espresso cezvesi diye satılan şeyin aynısı. Gereksiz bir zımbırtı.

Akşamları ise bir karavan önünü mesken tutup hemen hemen her gece orada toplanıp vakit geçiriyoruz, yiyoruz, içiyoruz, oyunlar oynuyoruz. İspanyolların şarabı colayla karıştırarak içme alışkanlıkları var, neredeyse her gece bunu içiyorlar. Bizse Türk usulü rakılarımızı. 😏

 

 

 

 
Ve artık son güne geliyoruz. O kadar yorulmuşum ki son gün uyanamıyorum, arkadaşlar gelip “Nermin kalk, bir tek sen yoksun, kayıt alınacak!” diye gelip kaldırmalarıyla uyanabiliyorum. Sonrasında düzenlenmek üzere son ses kayıtlarımız alınıyor. Hem kendi dilimizde, hem İngilizce olarak proje hakkında duygularımızı dile getiriyoruz. Son olarak da kurulmuş bir platform üzerinde sahilde son röportajlarımız yapılıyor.

Akşam olunca herkes elinde kalan erzakları ortak mutfağa getiriyor ve beraber bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. İlk gün olduğu gibi, son günün yemeği de organizasyon ekibinden çıkıyor. Bize yine meşhur makarnalarından yapıyorlar. Akşam yemeğinden sonra Sicilya dondurması yemek için şehir merkezine gidiyoruz. Buraya da gelmesem gerçekten bir şey görmeden dönecekmişim diye geçiyor içimden. Başka insanlar görüyorum çevrede, uzun bir zaman sonra başka yüzler, nasıl seviniyorum anlatamam! Bu projeye gelmeden önce yakın çevrem “Aman ha Sicilya mafyasına dikkat et oralarda” diye takılıyorlardı. Bırakın mafyayı, ortalıkta adam yoktu adam!

Şeker oranı aşırı yüksek Sicilya dondurmalarımızı yedikten sonra, hazır şehir merkezine gelmişken, Türkiye’de hediye sözü verdiğim eşe dosta götürmek için açık bir hediyelik eşya dükkanı arıyorum ama nafile! Açık tek bir dükkan bile bulamadan geri dönüyoruz sivrisinek çiftliğine. Ha bu arada, benim için bir Survivor adası olan Sicilya’da sivrinekler yüzünden alerji oldum demiştim ya, son gün hastaneye kaldırılıyorum. 2 alerji iğnesi yedikten ve birkaç kutu da ilaç aldıktan sonra, işte Türkiye’ye dönmeye hazırım. ✌

Yaşanan tüm bu olumsuzluklara, sivrisineklere, bungalovlardaki tahta kurularına, alerjiden deli gibi kaşınıp hastanelik olmama, yapacak bir şey bulamayıp sürekli makarna ve sandviç yememize, gündüz aşırı sıcak havanın gece dondurucu soğuğa dönüşmesine ve hepimizin üşütmesine rağmen,… rağmen, … rağmen, yani bana göre zor denebilecek şartlara rağmen unutulmayacak bir tecrübeydi.

Ne oyunculuk tecrübem vardı, ne de film çekmeye dair teknik bilgim. Tek isteğim gelip dilimi geliştirmek, kendime bir şeyler katmak, başka kültürlerden insanlarla tanışmak, ortak bir amaç için bir şeyler yapmaktı. Ve yaptık da!

 

 
I will miss you all, Eric, Adrian, Diego, Marta, Sara, Barbara, Bakary, Asma, Orianna, Gift, Lia, Fatih, Murat, Orkun, Burcu, Beyza, Sara H., Feras, Abdo, Baraa, Franca, Rossana, Andrea, Francesca and Fabio. ♥ ♥ ♥

 
 
NOT: Kısa filmimiz 7 Ocak 2018 itibariyle EuGen – YouTube kanalında yayınlanmıştır. İzlemek için tıkla.

 
Diğer fotoğraflar;

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ekim 2017